Palyaçonun numarası nedir ?

Emre

New member
Palyaçonun Numarası Nedir? Eski Sirkin Telefon Defterinden Çıkan Garip Hikâye

Geçen hafta sonu, yıllardır açmadığım eski bir sandığın kapağını kaldırdım. İçinden çocukluk fotoğrafları, sararmış biletler, birkaç eski mektup ve üzerinde tek bir cümle yazan küçük bir kâğıt çıktı:

“Palyaçonun numarasını bilen beni arasın.”

İlk gördüğümde gülümsedim. Çocukken mahallemize gelen gezici sirkteki palyaçoyu hatırladım. Kocaman kırmızı ayakkabıları, yüzündeki beyaz boya ve sürekli yanlışlıkla bir şeyleri deviriyormuş gibi yaptığı gösterileri vardı.

Ama kâğıdın arkasında bir telefon numarası olduğunu görünce iş değişti.

Numaranın yalnızca son dört hanesi okunuyordu.

… 47 16

Üstelik kâğıdın altında bir tarih vardı:

1987.

İşte hikâye tam burada başlıyor.

“Palyaçonun Numarası Nedir?” Sorusu Nereden Çıktı?

Kâğıdı arkadaşım Murat’a gösterdiğimde ilk tepkisi benimkinden farklı oldu.

“Bunun bir mantığı vardır,” dedi. “Önce numaranın hangi döneme ait olduğunu bulmamız gerekiyor. Sonra sirkin nerede olduğunu araştırırız. Eğer şirket hâlâ faaliyetteyse kayıtlarına ulaşabiliriz.”

Murat böyleydi. Bir problem gördüğünde önce parçalara ayırırdı.

Ben ise kâğıdın hikâyesini merak ediyordum.

“Ya numara telefon numarası değilse?” dedim.

“Başka ne olacak?”

“Palyaçonun gösteri numarası olabilir.”

Murat sustu.

Aslında bu ihtimal hiç de saçma değildi.

Çünkü “numara” kelimesi Türkçede yalnızca telefon numarasını ifade etmiyor. Bir sanatçının sahne gösterisine de numara deniyor. Bir palyaçonun yaptığı komik hareketler, akrobatik gösteriler veya seyirciyle kurduğu oyunlar da onun “numarası” olabilir.

O gün ilk kez sorunun iki farklı anlam taşıdığını düşündüm:

Palyaçonun telefon numarası mı aranıyordu, yoksa palyaçonun yaptığı gösterinin sırrı mı?

Belki de ikisi birden.

Eski Sirkin Peşinde

Ertesi gün kâğıttaki tarihi araştırmaya başladık.

1987 yılında ilçemize gelen gezici gösteriler arasında küçük bir sirk topluluğunun adı geçiyordu. Arşivde topluluğun tam adı silik görünüyordu ama afişte büyük harflerle sadece şu yazıyordu:

“BÜYÜK NEŞE SİRKİ – BU AKŞAM TEK GÖSTERİ!”

Afişte bir palyaço vardı.

Adı Mimo olarak yazılmıştı.

Fotoğraftaki yüzü tam seçilmiyordu ama gözlerinin çevresindeki koyu boya ve yanağındaki küçük yıldız dikkat çekiyordu.

Murat hemen eski gazete arşivlerine yöneldi.

Ben ise mahallede yaşayan yaşlı insanlarla konuşmaya başladım.

Çünkü bazen geçmişin en iyi arşivi kütüphanelerde değil, insanların hafızasında saklanıyor.

Ve bu konuşmalar sırasında hikâyenin hiç beklemediğim bir tarafı ortaya çıktı.

Ayşe’nin Hatırladığı Palyaço

Mahallenin eski sakinlerinden Ayşe Hanım, Mimo’yu hatırlıyordu.

“Telefon numarasını mı soruyorsunuz?” dedi.

“Evet.”

Gülümsedi.

“Telefon numarasını bilmiyorum. Ama palyaçonun ne yaptığını hatırlıyorum.”

Sonra bize o günün hikâyesini anlattı.

1987 yazında sirk çadırı mahallenin boş arsasına kurulmuştu. O dönemde bugünkü gibi sürekli telefon, internet ve sosyal medya yoktu. Bir gösterinin duyurulması için afiş asılır, esnaf dükkânının camına ilan koyar, çocuklar birbirlerine haber verirdi.

Ayşe Hanım o zaman genç bir anneymiş.

Oğlu Cem, gösteriye gitmek istiyormuş ama ailesinin maddi durumu iyi değilmiş.

Mimo bunu fark etmiş.

Gösterinin ortasında sahneye çıkıp cebinden üç tane sahte para çıkarmış.

“Bakın,” demiş, “zengin oldum!”

Çocuklar gülmüş.

Sonra paraları havaya atmış.

Paralar yere düşmüş.

Mimo eğilip toplamaya çalışırken ayakkabılarından biri çıkmış.

Çocuklar daha çok gülmüş.

Fakat Ayşe Hanım'ın hatırladığı asıl şey bu değilmiş.

“Mimo gösteriden sonra oğlumun yanına geldi,” dedi. “Çocuğun neden üzgün olduğunu sordu. Oğlum da bileti olmadığı için gösteriyi izleyemediğini söyledi.”

Mimo hiçbir şey söylemeden cebinden bir bilet çıkarmış.

“Bunu bana bir çocuk verdi,” demiş.

Sonra bileti Cem'e uzatmış.

Ayşe Hanım yıllar sonra bile o anı hatırlıyordu.

“Benim aklımda palyaço olarak değil, oğlumun yüzünü güldüren adam olarak kaldı.”

İşte o anda hikâyenin yönü değişti.

Murat numarayı arıyordu.

Ben ise artık başka bir şeyi düşünüyordum:

Bir insanı hatırlatan şey gerçekten yaptığı gösteri midir, yoksa başkalarında bıraktığı iz mi?

Murat’ın Bulduğu Eski Kayıt

Murat sonunda bir gazete kupürü buldu.

Haberde küçük bir not vardı:

“Büyük Neşe Sirki, üç günlük gösterinin ardından ilçeden ayrıldı. Gösterinin ilgi gören isimlerinden palyaço Mimo, çocuklarla yaptığı doğaçlama oyunlarla dikkat çekti.”

Ama daha ilginç bir bilgi vardı.

Mimo'nun gerçek adı Mehmet Arslan olarak geçiyordu.

Murat hemen mantığını kurdu:

“Demek ki Mimo bir sahne adı. O halde telefon numarası şahsına ait olabilir.”

Ben:

“Peki neden 1987'deki bir kâğıtta ‘palyaçonun numarasını bilen beni arasın’ yazıyor?”

Murat:

“Belki birisi onunla iletişim kurmaya çalışıyordu.”

Haklıydı.

Fakat Ayşe Hanım'ın anlattığı başka bir ayrıntı kafamı kurcalıyordu.

Ona göre Mimo yalnızca çocuklarla ilgilenmiyordu.

Gösteriden önce kuliste kadınların ve erkeklerin farklı işlerle uğraştığını hatırlıyordu. Erkeklerin çoğu çadırın direkleri, jeneratör, taşıma ve sahne düzeniyle ilgileniyor; kadınlar ise kostüm, çocukların hazırlanması, yiyecek ve seyircilerle iletişim gibi işlerde aktif rol alıyordu.

Ama Ayşe Hanım özellikle şunu söyledi:

“Kimse sadece kendi işini yapmıyordu. Bir sorun çıkınca herkes birbirine yardım ederdi.”

Bu cümle bence hikâyenin en önemli kısmıydı.

Çünkü erkeklerden birinin jeneratörü tamir etmesi, kadınlardan birinin ağlayan bir çocuğu sakinleştirmesi gibi basit örnekler aslında tek başına yeterli değildi.

Sorun çıktığında erkekler çözüm üretmek için plan yapıyor, kadınlar ise insanların kaygısını ve ihtiyaçlarını anlamaya çalışıyordu.
 
Üst