Onay bağımlılığı nedir ?

Selin

New member
Onay Bağımlılığı: Bir İnsanlık Hikayesi

Bir Zihnin Derinliklerinde: Başlangıç

Bir arkadaşım geçenlerde ilginç bir şey söyledi: "Bazen kendimi sürekli başkalarının gözlerinde görmek istiyorum. Ama sanki bir tür uyuşturucu gibi, bir kere başladığında bir daha duramıyorsun." O an gerçekten dikkatimi çekmişti. Bu, onay bağımlılığının en derin noktalarından biriydi. Hepimizin, toplumsal normlardan, beklentilerden ve başkalarının düşüncelerinden şekillenen bir yaşamı var. Fakat bu durum ne zaman bir alışkanlık halini alır? Ne zaman bu onay, bir bağımlılığa dönüşür? İşte bu sorularla dolu bir hikayeye birlikte adım atmaya ne dersiniz?

Hikâyenin Kahramanları: Kimlik Arayışı ve Onay Bağımlılığı

Daha önce hiç karşılaşmadığınız bir şehirdeydiniz. Gökyüzü grinin tonlarına bürünmüş, insanların sesleri çaldığı kahvelerin duvarlarında yankılanıyordu. Burada herkes birbirine yabancıydı, ama herkesin bir hedefi vardı: Kendini gösterme ve başkalarının onayını alma. Bu şehirdeki herkes, görünmeyen ama her zaman etkisini hissettiren bir güçle hareket ediyordu.

İlk tanıştığınız karakter, Cemre. 30 yaşında, kariyerinde yükselmek için çaba sarf eden, özgüvenini artırmaya çalışan biri. Ancak her gün, yaptığı her şeyde, söylediği her sözde başkalarından gelen onayı bir oksijen gibi soluyor. Cemre’nin yaşamındaki en büyük mücadele, sadece kendi değerini kabul etmek değil, aynı zamanda bu değeri başkalarının onayıyla ilişkilendirmemek. Bir meslektaşı, bir arkadaş, hatta bazen sosyal medya paylaşımları bile onun için bir onay kaynağı haline geliyor.

Bir gün, Cemre'nin ofisindeki en yakın arkadaşı Burak ona dikkatle bakarak şöyle dedi: "Cemre, senin ne kadar başarılı olduğunu biliyorum, ama sanki sadece başkaları senin ne kadar iyi olduğunu onayladığında huzur buluyorsun. Neden bu kadar endişeleniyorsun?" Burak, Cemre'nin aksine, durumu daha çözüm odaklı bir şekilde ele alıyordu. Erkeklerin genellikle bu tür meseleleri daha stratejik ve mantıklı bir biçimde değerlendirmeleri yaygındır, Burak da onlardan biriydi.

Cemre, Burak’ın bu sözlerinden derin bir şekilde etkilenmişti, ancak bir süre daha onay ihtiyacı içinde sıkışıp kaldı. Bununla birlikte, içindeki çatışma büyüyordu. Toplumun ona sunduğu “başarı” ölçütleriyle kendi içsel değerini bir arada tutmanın zorluğu, hayatını zorlaştırıyordu.

Kadın ve Erkek Perspektifleri: Empati ve Strateji

Birçok kişi, Cemre’nin durumunu gözlemleyerek, ona daha fazla empati gösterme arzusunu hissedebilirdi. Kadınlar, özellikle sosyal ilişkilerde daha duyarlı ve empatik olma eğilimindedir. Cemre’nin hikayesi de bu empatiyi en yakın arkadaşlarından biri olan Asya üzerinden vurguluyor. Asya, Cemre’ye karşı hep daha yumuşak ve anlayışlıydı. Onun üzerindeki baskıyı fark eden Asya, Cemre’ye sıklıkla şunu söylüyordu: "Bazen başkalarına ne düşündüklerini sormak, kendi düşüncelerimizden daha güçlü olabiliyor. Ama senin kendi sesini duyman çok önemli. Bunu unutma." Asya, Cemre'yi sık sık, kendi içsel dünyasında sorgulamaya teşvik ediyordu.

Kadınların bu empatik ve ilişkisel yaklaşımı, toplumsal bağlamda sıkça gözlemlenen bir özelliktir. Empati, duygusal bağlar kurma noktasında erkeklerin daha mantıklı ve stratejik düşünme eğilimlerine karşı bir denge oluşturur. Bu farklı yaklaşımlar bazen çatışabilir, bazen de birleştirici olabilir. Cemre, Burak’ın çözüm odaklı önerilerinden bir adım geriye çekilip, Asya’nın empatik yaklaşımını içselleştirmeye çalışıyordu.

Ancak Cemre, bir türlü bu dengeyi bulamıyordu. Çünkü içindeki onay ihtiyacı her geçen gün daha fazla öne çıkıyordu. Cemre’nin hikayesi, bizlere toplumsal cinsiyet rollerinin, insanlar üzerinde ne kadar derin etkiler bıraktığını hatırlatıyor. Erkeklerin genellikle daha mantıklı ve çözüm odaklı yaklaşımlar sergileyebilmeleri, kadınların ise empatik ve duygusal bakış açılarını daha ön planda tutmaları, sadece toplumsal kalıplardan ibaret değildir. Her birey, içsel ihtiyaçları ve dışsal beklentilerle şekillenen benzersiz bir deneyim yaşar.

Tarihin Gölgesinde: Onay ve Kimlik

Onay bağımlılığı, sadece kişisel bir mesele değil, toplumsal bir sorundur da. İnsanoğlu, tarih boyunca sosyal varlıklar olarak birbirlerine ihtiyaç duymuş ve bu etkileşimler üzerinden kimliklerini inşa etmiştir. Toplumlar, onay süreçlerinin üzerinden şekillenen değerler oluşturmuş ve zaman içinde bu değerler bireylerin iç dünyalarını etkilemişti. Geçmişte, bir kişinin toplumsal değerinin, başkalarının gözündeki yeriyle bağlantılı olduğu bir çağda yaşamıştık.

Bugün, sosyal medya çağının getirdiği dijital etkileşimler ve toplumsal normlar, onay arayışını daha da derinleştirmiştir. Bir paylaşımdan alınan beğeniler, retweetler, yorumlar... Bunlar, zamanla bir tür bağımlılığa dönüşebilmiştir. Ama yine de insanın kendisini tanıma ve içsel onay süreci her zaman en değerli olanıdır. Cemre, hem Burak’tan hem Asya’dan aldığı öğütlerle bu dengeyi sağlamaya çalışıyordu, fakat kendi içindeki çatışma, toplumsal baskı ve ailevi beklentilerle birleşince, rahat bir nefes almak kolay değildi.

Sonuçta: Kendi Değerini Tanımak

Cemre’nin hikayesi, sadece onun değil, hepimizin hikayesidir. Onay bağımlılığı, tarihsel ve toplumsal süreçlerin bir sonucu olarak karşımıza çıkarken, bu bağımlılığı aşmak, insanın kendi içsel değerini kabul etmesiyle mümkündür. Burak’ın çözüm odaklı yaklaşımı ve Asya’nın empatik bakış açısı, her iki cinsiyetin de birbirini dengeleyecek önemli bakış açıları sundu.

Siz, bu onay bağımlılığını aşmak için hangi stratejiyi benimserdiniz? Kendinizi başkalarının gözlerinde mi görmek istersiniz, yoksa kendi içsel sesinizi daha çok duymak mı?
 
Üst