Selin
New member
[Bir Hayalin Ardında: Optisyenlik ve 2 Yıllık Eğitim Yolculuğu]
Merhaba,
Bugün sizlerle ilginç bir hikâye paylaşmak istiyorum. Hem biraz nostaljik hem de biraz da gelecek üzerine düşündüren bir hikâye… Bu hikâye, çok uzağınızda olmayan bir zaman diliminde, bir gencin yaşamına dokunan bir kararın etrafında şekilleniyor. Belki de sizler de bu yolculuğa kendinizi koyacak ve kendi hayatınızdaki benzer seçimleri hatırlayacaksınız.
[Bir Karar, Bir Adım: Eylül'ün Dönüm Noktası]
Eylül, İstanbul’da küçük bir mahallede büyümüş, gözlük takan bir kızdı. Gözlüklerin hayatına nasıl girdiğini hatırlamıyordu bile, çünkü küçük yaşlardan beri gözlük takıyor ve onları hayatının bir parçası olarak görüyordu. Ancak, bir sabah, okuldan sonra evine dönerken, her şeyin nasıl değişeceğini anlamadı.
Bir kafede oturan arkadaşı Selin, "Eylül, senin gibi biri için aslında harika bir iş var. Optisyen olabilirsin!" demişti. O an bir kıvılcım yanmıştı. Optisyenlik, gözlükleri değil, insanları daha yakından tanıma fikri onu cezbetmişti. Fakat bu fikir, zihninde bir karmaşaya dönüşecekti.
İki yıl sonra, Eylül optisyenlik bölümüne başvurmuştu. Ancak işler hiç de kolay gitmemişti. Sürekli kafasında bir soru vardı: “Optisyenlik bölümü için ne kadar puan almak gerekiyor?” Puanın bir sınav sorusunun cevabı kadar basit olmadığını çok iyi biliyordu. Bu, sadece bir eğitim yolu değil, aynı zamanda hayatını şekillendirecek bir yolculuktu.
[Fikri ve Gerçekliği: Hedefe Ulaşmak]
Eylül, haftalarca okulda, internet forumlarında ve çeşitli kaynaklarda araştırmalar yaparak, iki yıllık optisyenlik programına girmek için gereken puanı öğrendi. Genelde bu tür bilgileri erkeklerin daha pratik ve çözüm odaklı bir şekilde aradığını biliyordu. Hedefe ulaşmanın yolunu çizmek, strateji oluşturmak her zaman erkeklerin daha fazla ön planda olduğu bir yaklaşım olmuştur.
Optisyenlik bölümü için gerekli puan 2026 yılında yaklaşık 250-300 puan civarındaydı. Bu, 2 yıllık bölümler için genellikle ulaşılabilir bir puandı ancak yine de Eylül için birkaç soru daha ortaya çıkmıştı. “Bu benim için yeterli mi? Eğitimimi tamamladıktan sonra gerçekten ne gibi fırsatlar bekliyor olacak?”
Eylül bu sorularla baş başa kaldığında, Selin’in daha empatik yaklaşımı ve ilişkisel bakış açısı ona bir yön gösterdi. Selin, "Bunu sadece bir iş olarak düşünme, insanların hayatlarına dokunabileceğin, onlarla güçlü bir bağ kurabileceğin bir yol olarak gör," demişti. İşte, tam da bu noktada Eylül, işin sadece matematiksel boyutunun ötesine geçerek optisyenlik mesleğinin toplumsal ve insan odaklı yönünü de keşfetti.
[Kadın ve Erkek Perspektifleri: Strateji mi, Empati mi?]
Eylül, sabahları erken kalkıp çalışmaya devam ederken, bir yandan erkek arkadaşları Yavuz ve Can’la da bu meslek hakkında konuşuyordu. Yavuz ve Can, hedeflerine nasıl ulaşacaklarını net bir şekilde belirlemiş, adım adım planlar yaparak ilerlemeye çalışıyorlardı. Onların bakış açısı oldukça stratejikti. Bir hedef vardı ve o hedefe ulaşmak için çaba sarf ediliyordu. Yavuz, “Eylül, matematiksel olarak bakarsak, bu işin gerektirdiği 250 puanı almak zor değil. Puan ne olursa olsun, biz hedefe odaklanmalı ve bu yolda ilerlemeliyiz,” demişti.
Ama Eylül’ün içindeki diğer ses, kadınların dünyasında daha yaygın olan empati ve ilişkisel düşüncelerle şekillenmişti. Selin’in söylediği sözler hep aklında kalıyordu: “Optisyenlik, gözlüklerin ötesinde bir şey. İnsanları daha iyi görmek, onların kendilerini rahat hissetmelerine yardımcı olmak.” Eylül, daha fazla düşünmeye başladıkça, işin teknik tarafıyla birlikte insanlara yardımcı olma duygusunun da ne kadar önemli olduğunu fark etti. Bu, yalnızca bir puan yarışından daha fazlasıydı.
[Tarihsel ve Toplumsal Bir Perspektif]
Optisyenlik mesleği, aslında çok derin bir geçmişe sahip değil. Ancak göz sağlığı ve görme bozuklukları, insanlık tarihinin en eski sağlık meselelerinden birisidir. Mısırlılardan bu yana gözlükler var olmuş, ancak optisyenlik mesleği, sanayi devriminden sonra, daha sistemli bir biçimde ortaya çıkmıştır. Bugün optisyenler, yalnızca gözlük takma değil, aynı zamanda bir göz doktorunun belirlediği reçeteye uygun lens ve gözlük çözümleri sunarak toplumun sağlık ihtiyaçlarını karşılıyorlar.
Optisyenlik, toplumsal bir sorumluluk taşır ve bu sorumluluğun insanlar arasındaki iletişimi nasıl şekillendirdiği üzerine düşünmek önemli. Eylül de, tüm bu toplumsal rolün farkına varmıştı. Optisyenlik sadece bir meslek değil, aynı zamanda insan sağlığı ve mutluluğu üzerine kurulu bir yardım sunma biçimiydi.
[Geleceğe Bir Bakış: Yeni Bir Başlangıç]
Eylül, sonunda hedefi olan puanı almayı başarmıştı ve optisyenlik bölümüne kabul edilmişti. Fakat bu başarı, onu sadece okula kabul edilen bir öğrenci yapmamıştı. Aynı zamanda, yaptığı bu seçimle, gelecekte insanlara daha iyi hizmet verme ve toplumda fark yaratma amacını da kendine bir misyon olarak belirlemişti.
Yavuz, Can, ve Selin... Üç farklı bakış açısı. Yavuz ve Can daha stratejik, çözüm odaklı; Selin ve Eylül ise daha empatik ve topluluk odaklıydı. Ancak hepsi de aynı hedefe ulaşmak için farklı yolları takip ediyordu. Eylül, bu hikâyenin sonunda sadece optisyenlik bölümüne girmemişti; aynı zamanda kendisine bir yol haritası oluşturmuş, hem bireysel hem toplumsal sorumluluklar arasında denge kurmayı öğrenmişti.
Peki, sizce insanın meslek seçimi, yalnızca alınan puanlarla mı belirlenir, yoksa kişisel değerler ve toplumla olan bağları da bu süreçte ne kadar etkili rol oynar?
Merhaba,
Bugün sizlerle ilginç bir hikâye paylaşmak istiyorum. Hem biraz nostaljik hem de biraz da gelecek üzerine düşündüren bir hikâye… Bu hikâye, çok uzağınızda olmayan bir zaman diliminde, bir gencin yaşamına dokunan bir kararın etrafında şekilleniyor. Belki de sizler de bu yolculuğa kendinizi koyacak ve kendi hayatınızdaki benzer seçimleri hatırlayacaksınız.
[Bir Karar, Bir Adım: Eylül'ün Dönüm Noktası]
Eylül, İstanbul’da küçük bir mahallede büyümüş, gözlük takan bir kızdı. Gözlüklerin hayatına nasıl girdiğini hatırlamıyordu bile, çünkü küçük yaşlardan beri gözlük takıyor ve onları hayatının bir parçası olarak görüyordu. Ancak, bir sabah, okuldan sonra evine dönerken, her şeyin nasıl değişeceğini anlamadı.
Bir kafede oturan arkadaşı Selin, "Eylül, senin gibi biri için aslında harika bir iş var. Optisyen olabilirsin!" demişti. O an bir kıvılcım yanmıştı. Optisyenlik, gözlükleri değil, insanları daha yakından tanıma fikri onu cezbetmişti. Fakat bu fikir, zihninde bir karmaşaya dönüşecekti.
İki yıl sonra, Eylül optisyenlik bölümüne başvurmuştu. Ancak işler hiç de kolay gitmemişti. Sürekli kafasında bir soru vardı: “Optisyenlik bölümü için ne kadar puan almak gerekiyor?” Puanın bir sınav sorusunun cevabı kadar basit olmadığını çok iyi biliyordu. Bu, sadece bir eğitim yolu değil, aynı zamanda hayatını şekillendirecek bir yolculuktu.
[Fikri ve Gerçekliği: Hedefe Ulaşmak]
Eylül, haftalarca okulda, internet forumlarında ve çeşitli kaynaklarda araştırmalar yaparak, iki yıllık optisyenlik programına girmek için gereken puanı öğrendi. Genelde bu tür bilgileri erkeklerin daha pratik ve çözüm odaklı bir şekilde aradığını biliyordu. Hedefe ulaşmanın yolunu çizmek, strateji oluşturmak her zaman erkeklerin daha fazla ön planda olduğu bir yaklaşım olmuştur.
Optisyenlik bölümü için gerekli puan 2026 yılında yaklaşık 250-300 puan civarındaydı. Bu, 2 yıllık bölümler için genellikle ulaşılabilir bir puandı ancak yine de Eylül için birkaç soru daha ortaya çıkmıştı. “Bu benim için yeterli mi? Eğitimimi tamamladıktan sonra gerçekten ne gibi fırsatlar bekliyor olacak?”
Eylül bu sorularla baş başa kaldığında, Selin’in daha empatik yaklaşımı ve ilişkisel bakış açısı ona bir yön gösterdi. Selin, "Bunu sadece bir iş olarak düşünme, insanların hayatlarına dokunabileceğin, onlarla güçlü bir bağ kurabileceğin bir yol olarak gör," demişti. İşte, tam da bu noktada Eylül, işin sadece matematiksel boyutunun ötesine geçerek optisyenlik mesleğinin toplumsal ve insan odaklı yönünü de keşfetti.
[Kadın ve Erkek Perspektifleri: Strateji mi, Empati mi?]
Eylül, sabahları erken kalkıp çalışmaya devam ederken, bir yandan erkek arkadaşları Yavuz ve Can’la da bu meslek hakkında konuşuyordu. Yavuz ve Can, hedeflerine nasıl ulaşacaklarını net bir şekilde belirlemiş, adım adım planlar yaparak ilerlemeye çalışıyorlardı. Onların bakış açısı oldukça stratejikti. Bir hedef vardı ve o hedefe ulaşmak için çaba sarf ediliyordu. Yavuz, “Eylül, matematiksel olarak bakarsak, bu işin gerektirdiği 250 puanı almak zor değil. Puan ne olursa olsun, biz hedefe odaklanmalı ve bu yolda ilerlemeliyiz,” demişti.
Ama Eylül’ün içindeki diğer ses, kadınların dünyasında daha yaygın olan empati ve ilişkisel düşüncelerle şekillenmişti. Selin’in söylediği sözler hep aklında kalıyordu: “Optisyenlik, gözlüklerin ötesinde bir şey. İnsanları daha iyi görmek, onların kendilerini rahat hissetmelerine yardımcı olmak.” Eylül, daha fazla düşünmeye başladıkça, işin teknik tarafıyla birlikte insanlara yardımcı olma duygusunun da ne kadar önemli olduğunu fark etti. Bu, yalnızca bir puan yarışından daha fazlasıydı.
[Tarihsel ve Toplumsal Bir Perspektif]
Optisyenlik mesleği, aslında çok derin bir geçmişe sahip değil. Ancak göz sağlığı ve görme bozuklukları, insanlık tarihinin en eski sağlık meselelerinden birisidir. Mısırlılardan bu yana gözlükler var olmuş, ancak optisyenlik mesleği, sanayi devriminden sonra, daha sistemli bir biçimde ortaya çıkmıştır. Bugün optisyenler, yalnızca gözlük takma değil, aynı zamanda bir göz doktorunun belirlediği reçeteye uygun lens ve gözlük çözümleri sunarak toplumun sağlık ihtiyaçlarını karşılıyorlar.
Optisyenlik, toplumsal bir sorumluluk taşır ve bu sorumluluğun insanlar arasındaki iletişimi nasıl şekillendirdiği üzerine düşünmek önemli. Eylül de, tüm bu toplumsal rolün farkına varmıştı. Optisyenlik sadece bir meslek değil, aynı zamanda insan sağlığı ve mutluluğu üzerine kurulu bir yardım sunma biçimiydi.
[Geleceğe Bir Bakış: Yeni Bir Başlangıç]
Eylül, sonunda hedefi olan puanı almayı başarmıştı ve optisyenlik bölümüne kabul edilmişti. Fakat bu başarı, onu sadece okula kabul edilen bir öğrenci yapmamıştı. Aynı zamanda, yaptığı bu seçimle, gelecekte insanlara daha iyi hizmet verme ve toplumda fark yaratma amacını da kendine bir misyon olarak belirlemişti.
Yavuz, Can, ve Selin... Üç farklı bakış açısı. Yavuz ve Can daha stratejik, çözüm odaklı; Selin ve Eylül ise daha empatik ve topluluk odaklıydı. Ancak hepsi de aynı hedefe ulaşmak için farklı yolları takip ediyordu. Eylül, bu hikâyenin sonunda sadece optisyenlik bölümüne girmemişti; aynı zamanda kendisine bir yol haritası oluşturmuş, hem bireysel hem toplumsal sorumluluklar arasında denge kurmayı öğrenmişti.
Peki, sizce insanın meslek seçimi, yalnızca alınan puanlarla mı belirlenir, yoksa kişisel değerler ve toplumla olan bağları da bu süreçte ne kadar etkili rol oynar?